İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, dezenflasyon programı sürerken finansal sıkılaşmanın sanayi üzerinde baskı yarattığını ve üretimde kapasite kaybı riskini artırdığını söyledi. Özgener, üretimin korunması için likidite ve dönüşüm desteklerinin hızla devreye alınması gerektiğini vurguladı.
Şubat ayı meclis toplantısında konuşan Özgener, yaklaşık 31 aydır devam eden dezenflasyon sürecinde enflasyonun düşüş eğilimine girdiğini ancak henüz hedeflenen seviyelere ulaşmadığını belirtti. Para politikasındaki sıkı duruşun sürdürülmesinin gerekli olduğunu ifade eden Özgener, finansal koşulların reel sektör üzerindeki baskıyı artırdığını ve bunun üretim, yatırım ve istihdam kararlarını zorlaştırdığını dile getirdi.
Sanayi sektöründe özellikle finansmana erişim zorlukları, yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, reel kur baskısı ve iç talepteki daralma gibi sorunların öne çıktığını söyleyen Özgener, kapasite kullanım oranlarında dalgalanmaların da dikkat çektiğini belirtti. Özellikle emek yoğun ve KOBİ ağırlıklı sektörlerde bu baskının daha güçlü hissedildiğini ifade etti.
Özgener, yüksek ve oynak enflasyonun fiyatlama düzenini bozduğunu ve uzun vadeli yatırım kararlarını zorlaştırdığını belirterek, “Kaynaklar üretim yerine finansal kazanç arayışına yöneliyor. Bu durum maliyet baskısıyla oluşan adaletsiz fiyatlamalara yol açıyor. Bu sarmaldan çıkışın tek yolu enflasyonu kalıcı şekilde düşürmektir” dedi.
Asya rekabeti vurgusu
Dış ticarette rekabetin giderek sertleştiğine dikkat çeken Özgener, reel kur gelişmelerinin Türkiye’nin özellikle Çin ve Hindistan karşısındaki konumunu etkilediğini söyledi.
Merkez Bankası analizlerine göre, Türkiye ile ihracat yapısı en çok benzeyen ve 2023 yılında 100 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiren ilk 10 ülkenin sekizi Avrupa Birliği ülkelerinden oluşurken, diğer iki ülke Çin ve Hindistan. Reel kurdaki yüzde 10’luk değerlenmenin Avrupa Birliği’ne ihracatı yüzde 0,3 oranında azaltırken Çin’e yönelik ihracatı yüzde 0,5 oranında düşürebildiğini belirten Özgener, AB dışı pazarlarda bu etkinin daha da arttığını ifade etti.
Özgener ayrıca Hindistan ile Avrupa Birliği arasında planlanan serbest ticaret anlaşmasının tekstil, otomotiv yan sanayi, kimya, makine ve plastik gibi sektörlerde Türkiye için yeni rekabet baskıları oluşturabileceğini söyledi.
Politika önerileri
Yeni küresel ekonomik düzende dayanıklılığın yalnızca para politikasıyla sağlanamayacağını belirten Özgener, maliye politikası, yapısal reformlar, ticaret diplomasisi ve bölgesel kalkınma adımlarının eşgüdüm içinde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
Özgener, enflasyon tek haneye yaklaşana kadar öngörülebilir para politikasının sürdürülmesi gerektiğini belirterek şu başlıklara dikkat çekti:
-
Kamu harcamalarının verimlilik odaklı yatırımlara yönlendirilmesi
-
Bankacılık sisteminde kredi tahsis kalitesinin artırılması
-
Kredilerin üretken sektörlere yönlendirilmesi
-
İşgücü piyasasında beceri uyumsuzluğunu azaltacak reformlar
-
Kadın ve genç istihdamını artıracak düzenlemeler
-
Dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarının hızlandırılması
-
KOBİ’lerin teknolojiye erişiminin güçlendirilmesi
-
Gümrük Birliği’nin modernizasyonu
Özgener, enflasyonla mücadeleden taviz verilmeden mikro politikaların devreye alınması gerektiğini belirterek, nakit akışı bozulan ancak üretim kapasitesi güçlü firmalara geçici likidite desteği sağlanmasının ve ihracat odaklı şirketlere maliyet azaltıcı uygulamaların hayata geçirilmesinin önem taşıdığını sözlerine ekledi.

