Adana Altın Koza Film Festivali Seçkisinde Çıkışsızlık ve Yalnızlık Öne Çıktı
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 26 Eylül - 4 Ekim 2026 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluştu. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamı...
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 26 Eylül – 4 Ekim 2026 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluştu. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında, 5’i dünya prömiyerini Adana’da yapan toplam 10 yapım izleyici karşısına çıktı. Festival seçkisinde yer alan filmlerde aile içi çatışmalar, güvensizlik ve yalnızlık temalarının ağırlık kazandığı görüldü.
Yarışmada yer alan yapımlardaki karakterlerin koşullarını değiştirmek yerine çoğunlukla boyun eğmek zorunda kalması, Türk sinemasının geleceğine dair sorgulamaları beraberinde getirdi. Ekonomik ve siyasal krizlerin günlük yaşamı etkilediği Türkiye’de sinemanın toplumsal gerçeklikten kopuk olması beklenmezken, hikâyelerin sürekli olumsuzluklar içinde kalması ve acının derinlik, mutsuzluğun ise sanatsal ciddiyet ölçütü gibi sunulması dikkat çekti. Aile ilişkilerinin genellikle sevgisizlik, şiddet ve iletişimsizlik ekseninde işlendiği seçkide, yapısal meselelerin bireysel mutsuzluklara indirgendiği gözlemlendi.
Festivalde Yer Alan Filmler ve Öne Çıkan Detaylar
Muzaffer Mehmet Çağlar imzalı “Varlık” filmi, ölüm döşeğindeki bir babanın etrafında şekillenen miras kavgasını ele alıyor. Babanın aile üyeleri için sevgi duyulan bir figür olmaktan çıkıp geride bırakacağı servetle önem kazanması, gelin ve damat iş birlikleriyle yalanların ilişkileri çıkar hesaplarına dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor. Hikâye, babanın ölümüyle son bulurken çatışmalara herhangi bir çözüm sunmuyor.
Tunç Şahin’in yönettiği “Canavar” filminde miras yüzünden bozulan aile bağları ve geçmişteki hesaplaşmalar işleniyor. Çocuğa yönelik taciz ve istismar gibi çetrefilli bir konuyu başarıyla ele alan diyalog ağırlıklı yapım, görsel imkânlardan sınırlı yararlanması nedeniyle kayıtlı bir tiyatro oyununu andırıyor. Buna karşın, finalde karakterlerin geçmişle yüzleşmesi ve iyileşme ihtimali barındırması seyirciye umut veriyor.
Pınar Yorgancıoğlu’nun “Karanlıkta Islık Çalanlar” yapımı, aynı çatı altında yaşayan ancak birbirinden kopuk bir ailenin tablosunu çiziyor. Toprak etrafına yalan söylerken annesi Suzan sınıf atlama hırsıyla dolandırılıyor; emekli Melih ise yıllarını verdiği müzeye yabancılaşarak ölen ablasının evinin satışına mani olamıyor.
Miraç Atabey’in “Moda Evlilik” filminde genç bir çiftin iletişimsizliği işleniyor. Mert ve Ege’nin birbirlerini dinlemekten ve sorunlarını konuşarak çözmekten uzak halleri aktarılırken, yapım durağan anlatımıyla sinema filminden ziyade bir YouTube videosu izlenimi uyandırıyor.
Ali Özel’in “Beklenti” yapımı, bir köyde kadın doktorun öldürülmesiyle açılan soruşturma ekseninde fiziksel ve psikolojik şiddeti merkeze alıyor. Çobanın eşine bağırıp babasının gelinini darbetmesi ve köyün önde gelen ailelerinden birinin üyesinin çobanın babasına şiddet uygulaması, sorunların konuşulmadığı bir sosyal yapıyı gözler önüne seriyor.

Banu Sıvacı’nın yönettiği “Günyüzü” filminde kız kardeşinin ölümünü soruşturmak üzere köyüne dönen Suna’nın mücadelesi yan hikâyeler arasında kayboluyor. Fidan’ın yaşadıkları ve sonuçlanmayan olaylar örgüsü, ana hikâyenin etkisini zayıflatıyor.
Ali Vatansever imzalı “Bir Arada Yalnız” filminde ağır hasta çocukları İzzet’i iyileştirmeye çalışan Reyhan ve Abdi, aynı evde yaşamalarına rağmen duygusal olarak kopuk bir hayat sürüyor. Aile bireylerinin yalnızlıklarını sosyal medyada gidermeye çalışması ve eczanede bulunamayan ilacın başka yollarla temin edilmesi, sağlık sisteminin yetersizliğini ve sosyal devlet sorumluluğunu kişisel çözüme indirgiyor.
Nuri Cihan Özdoğan’ın “Ölü Köpekler Isırmaz” filmi yasa dışı atık ticareti üzerinden suçun sıradanlaştığı bir evreni yansıtıyor. Çocukların suç işleyerek güç araması ve buna direnen bir karakterin bulunmaması dikkat çekerken, İsmet’in katile dönüşmesi ve Dogo’nun ölümü gibi olayların akıbetinin açıklanmaması anlatım bütünlüğünü düşürüyor.
Sinan Biçici’nin “Patates Kızartması” filmi set emekçilerinin sorunlarına odaklanmasıyla öne çıkıyor. Karavanda geçen ve patates kızartması üzerine uzayan diyaloglarla ilerleyen yapım, emeğin görünmezliğini ve zorlu çalışma koşullarını arka planda bırakıyor.
Alphan Eşeli’nin “Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri” adlı yapımı ise Karadeniz’de insan dışı görünüme sahip bir bebek dünyaya getiren Gül’ün hikâyesini işliyor. Aile ve toplumsal bağların çözüldüğü tekinsiz bir dünyada geçen film, Hanna Bergholm’un “Nightborn” yapımıyla olan benzerlikleri nedeniyle özgünlük tartışmalarına yol açıyor.
Kaynak: Birgün ·





